Tarsus'tan sondakika haberlerinin cep telefonunuza bildirim olarak gönderilmesini ister misiniz?
Şevket Can

:

:

:

Mimar Sinan

11 Mayıs 2018 Cuma 22:23
Şencan Kuruağaç

Koca Sinan (1489 – 1588)

Mimar Sinan

‘’Dünyanın en büyük yapı mimarlarından biridir. Osmanlı Devleti’nin baş mimarı ve inşaat mühendisidir.’’

Değerli okurlar,

Mimar Sinan, Türk tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Yüzlerce yıl önce usta - çırak yöntemiyle yetişen bu mimarın yapıtları, bütün görkemiyle hala dimdik ayakta.

Mimar Sinan’ın hayatı, yetişmesi, eserleri ve eserleriyle ilgili incelemeler ve sonuçları birkaç haftalık yazı dizisi bile olabilir.

Kayseri'nin Ağırnas Köyü’nde doğmuş, 17 Temmuz 1588'de İstanbul'da ölmüştür. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin bilgiler; çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi'nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır.

Sinan'ın yapıları mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da önem taşır. Bu nedenle dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı anlamına gelen "ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran’’ ünvanıyla anılmıştır.

Osmanlı padişahları(Kanuni) I. Süleyman, (Sarı Selim-Hürrem Sultan’ın oğlu) II. Selim ve III. Murat dönemlerinde baş mimar olarak görev yapmıştır.

Mimar Sinan, yapıtlarıyla geçmişte ve günümüzde dünyaca tanınmıştır. Başyapıtı, "ustalık eserim" dediği Selimiye Camisi’dir. Kalfalık dönemindeki eseri İstanbul Süleymaniye Camisi’dir.

Büyük Türk mimarı Sinan'ın yapıtlarına bir bütün olarak bakıldığında, biçimlerinin evrenselliği, anıtsallığı ve uzun yaşamı süresince Türk mimarisini ulaştırdığı düzey, Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm karakteristiğine ışık tutar. (Türk-İslam mimarisi)

Yapılarının çoğunun 400 yıl sonra bile ayakta duruyor; hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar, temellerine de özen göstermiş olmasındandır.

Bu konuda en fazla araştırma, Japonlar tarafından yapılmış; yumuşak zemin üzerine temelin kelepçelerle bağlanmış olması, Japonları hayrete düşürmüş ve bu teknikle ülkelerinde depreme dayanıklı yapılar yapmışlardır.

Sinan'ın yetişmesine ilişkin doyurucu bilgi yoksa da dülgerliği, Acemi Oğlanlar Ocağı'nda öğrendiği sanılmaktadır. Ordunun bu birimleri tarafından usta-çırak ilişkisi içinde gerçekleştirilen yapım ve onarım çalışmaları, orduyla birlikte gittiği yerlerde görme olanağı bulduğu yapılar, Mimar Sinan'ın eğitiminin parçası olmuştur. Yapı gereçleri, yapım yöntemleri ve elde edilen biçimler yerel-iklimsel koşullarla da uyum içindedir.

Merkür Gezegeni ve Mimar Sinan

1976'da Uluslararası Astronomi Birliği'nin aldığı kararla Merkür gezegenindeki bir krater‘’ Sinan Krateri’’ olarak isimlendirilmiştir. Bu da bizim açımızdan gurur verici bir tablodur.

Selimiye Cami ve Ters Lale

Rivayete göre caminin arsası içinde bir kadına ait lale bahçesi varmış. Bu bahçe, sahibinden cami için satın alınmak istendiğinde sahibi vermek istememiş, zorluklar çıkarmış. Ancak, iki sene sonunda lale bahçesini satmaya razı olmuş.

Kadının tek şartı bahçesinin hatırlanması için camiye bir lale motifinin yapılmasıymış. Mimar Sinan da lale motifini yapmıştır. Yapmıştır; ama lale motifini ters olarak yapmıştır. Cami arsasının olduğu yerde bir lale bahçesi bulunduğunu, sahibinin de aksi biri olduğunu vurgulamak istemiştir bununla.

Ters lale, caminin içinde orta sütunda yer alır. Üzücü olansa camiye her gidenin ters laleye elini sürmesi sonunda lalenin aşınmaya başlamış olmasıdır. Bu durum bizim tarihi eserlere veremediğimiz değerin çarpıcı örneklerinden biridir.

Mimar Sinan ve Mihrimah Sultan Aşkı

Topkapı Sarayı'nda 1522 yılında doğan Mihrimah'a, Farsça'da güneş ile ay anlamına gelen Mihrimah adını, babası Sultan Süleyman koyar. Zaman geçip, Mihr-i mah Sultan 17 yaşına geldiğinde evlilik için Hürrem Sultan'ın da girişimleriyle Rüstem Paşa'yla evlendirilir.

Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır; fakat aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. İstanbul’un en güzel yerlerinden Üsküdar’da, Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir kendisinden. Koca Sinan, 1540 yılında inşa etmeye başladığı camiyi 1548 yılında tamamlar.

Mihrimah Sultan'ın güneşle ay anlamına gelen ismine yakışırcasına yılın sadece birkaç gününde-nisan ve mayıs aylarında- caminin bir cephesinde güneşin batışı izlenirken diğer cephesinde de ayın doğuşu izlenmektedir.

Mihrimah Camisi’nin Koca Sinan’ın hiç açığa çıkmayan platonik bir aşkın izlerini taşıdığı söylense de dünyaca ünlü Tarih Profesörü İlber ORTAYLI:

‘’Böyle bir aşk kesinlikle belgelenmemiş, son yıllarda çıkan söylentiden ibarettir. ’’ diye söylemiştir.

Susuz Ev ve Mimar Sinan’ın Ölümü

Değerli okurlar, Mimar Sinan için internette ve facebook’ta dolaşan bir rivayetten de bahsetmeden bu yazıyı bitirmek istemiyorum. Eğer doğruysa böyle bir insanın bu şekilde vefat etmesi çok üzücü!

Gerçi bu konuyu çok araştırmama rağmen, bu rivayetle ilgili herhangi bir belgeye ulaşamadım; bunu da belirtmek istiyorum.

Sinan'ın mühendis yanı suyollarıyla köprülerinde de ortaya çıkmıştır. Bunlarda, zamanının tüm mühendislik bilgilerini uygulamış; hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar gerçekleştirmiştir.

İstanbul'un su sorununu çözmekle görevlendirilmiş, bentleriyle, tünelleriyle, suyolları ve suyolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla, uzunluğu 50 kilometreyi aşan ve Kırk Çeşme adıyla bilinen su yapılarını gerçekleştirmiştir.

İstanbul’a su getiren Sinan’ın padişahın özel izniyle evine su çektiği ve o devirde herkesin de meydanlardaki çeşmelerden evine su taşıdığı söylenmektedir.

Zaman geçip padişahlar değişince, rüşvet ve adam kayırmalarla değeri olmayan devlet adamları göreve gelmiş ve Sinan’ın evindeki su, sorun olmuş. Divan’da (Osmanlı devlet işlerinin görüldüğü yer, bugünkü anlamda meclis) padişahın iznini göstermesi istenmiş. Sinan ise böyle bir belgesi olmadığını ve buna gerek duymadığını açıklamış.

Divan’da görüşülen bu konu, devlete her hizmet edenin ayrıcalıklı olmayacağı gerekçesiyle evindeki suyun kesilmesine karar verilmiş. Sinan, 98 yaşına girerken hastalanıp yatağa düşer. Ağırlaştığı sırada bir bezi suya batırıp da dudağını ıslatmak isterler. Bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor ve evde hiç su yok! İstanbul’a su getiren Koca Sinan, susuz evde vefat eder.

Bu yazı toplam 1800 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Fatih Sultan Mehmet - II. Mehmet 07 Ağustos 2018 Salı 09:29
  • Kütüphane Yarışı ve Parşömenin Bulunuşu 03 Temmuz 2018 Salı 23:33
  • Mimar Sinan11 Mayıs 2018 Cuma 22:23
  • İki Kadın06 Nisan 2018 Cuma 22:59
  • Tarihi Okumak ve Konuşmak02 Nisan 2018 Pazartesi 23:06
  • Tohum ve Toprak02 Mart 2018 Cuma 11:11
  • Bir Prens, Bir Kitap Ve Bir Film09 Şubat 2018 Cuma 23:21
  • Anılarda Yolculuk -II02 Ocak 2018 Salı 23:38
  • Anılarda Yolculuk 18 Aralık 2017 Pazartesi 13:25
  • ‘’ Sayın Vali, İlinize öğretmen atadım karşılayınız’’06 Aralık 2017 Çarşamba 23:04
  • II.Dünya Savaşını Durduran Şarkı17 Kasım 2017 Cuma 20:59
  • Kendi Yapar - Kendi Tapar01 Kasım 2017 Çarşamba 22:53
  • Bozacının şahidi şıracı, meyhanecinin kefili bozacı16 Ekim 2017 Pazartesi 14:32
  • Gâvurluk Alameti: Kara Tahta10 Ekim 2017 Salı 11:58
  • Dedikodu22 Eylül 2017 Cuma 23:26
  • Sarayda Pişen Yemekler Koktu!13 Eylül 2017 Çarşamba 23:06
  • Tulumbacılar07 Eylül 2017 Perşembe 00:03
  • Küçük Çocuk, Şişman Adam18 Ağustos 2017 Cuma 11:36
  • Hayvanlar Konuşuyor, Biz Ders alıyoruz!13 Ağustos 2017 Pazar 08:34
  • Şapka Deyip Geçmeyin04 Ağustos 2017 Cuma 23:13
  • Sitemiz AA ve İHA resmi abonesidir.
    Tarsus Haber ©2003 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Mersin Haber
    Oluşturma süresi(ms): -1