Tarsus'tan sondakika haberlerinin cep telefonunuza bildirim olarak gönderilmesini ister misiniz?

:

:

:

Pınar Cabbar Oblomovluk'u Yazdı

Pınar Cabbar, kaleme aldığı makalesinde "oblomovluk"u yazdı.
Tarih: 15 Ocak 2020 Çarşamba 14:15
Pınar Cabbar Oblomovluk'u Yazdı
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt
Pınar Cabbar, kaleme aldığı makalesinde "oblomovluk"u yazdı.

İŞTE O YAZI

Dünya değişiyor. O kadar fazla ve hızlı değişiyor ki, her gün farklı bir keşif, farklı bir heyecan oluyor insanlık için.

Sırf buna ayak uydurabilmek için dönem dönem yaşayan nesillere ‘x kuşağı, y kuşağı’ gibi isimler verdi insanlık. Bir yanda sürekli yenilik ve değişim için uğraşan insanlar var, fakat diğer yanda da bir şeyleri sürekli erteleyen, üşenen, enerjisi bitik insanlar var.

Bu insanlar her zaman vardı:  1859 yılında İvan Gonçarov isimi meşhur bir Rus yazar, ‘Oblomov’ adlı romanını yazarak eskiden beri süregelen bu üşengeç insan topluluğuna bir isim bulmayı başardı.

Romanın ana kahramanı Oblomov, içimizdeki bu üşengeç, yılgın, bezgin, erteleyen kesimi anlatıyor. Okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağına eminim.

Her insanın içinde küçük bir Oblomov vardır. Çünkü her insan duygusaldır; eser miktarda da stres barındırır ve bunlardan etkilenir. Dolayısıyla canı istediğinde istediğini yapar, canı istemediğinde erteler.

Fakat bu bazı zamanlar öyle bir hal alır ki, insan yapması gereken şeyleri bile yapmaya üşenir bir hale gelir ki bu Oblomov olmaya doğru atılan ilk adımlardan biridir. Adeta kanser gibi bir şeydir bu: yavaş yavaş tüm vücudu ele geçirir; başka insanlara da bulaşır hatta.

Peki, bu neden belli dönemlerde her insana olur? Bana göre bunun en önemli sebepleri insandaki merak duygusu eksikliği ve bazı şeyleri önyargılı olarak erkenden kabullenmektir.

Yeni bir hobi edinmeyiz, çünkü içimizde herhangi bir merak duygusu kalmamıştır. İş ile alakalı herhangi bir yükselme çabasına girmeyiz, çünkü yükselsek ne olacaktır; üç- beş kuruş fazla için gerek var mıdır bu kadar tantanaya vs. vs. uzar gider bu.

Fakat öyle bir şey var ki, bu bana göre hepsinden önemli, hepsinden daha derin: söyleyememek. Bu öyle bir şey ki; gece uyku kaçırır, günlerce düşündürür.

Hemen hemen herkes yaşamıştır bunu. Elektrik aldığınız bir insan çıkar, söyleyemezsiniz. Karşınızdakine güzel şeyler söylemek istersiniz, yapmazsınız.

Veya tam tersi kötü şeyler söylemek istersiniz, içinizde kalır. Ertelersiniz çünkü. Veya içinizde bir istek yoktur. Veya önyargılarınız vardır, reddedilme korkusu gibi. 

Peki ya yarın karşınızdaki insanı bulamazsanız? Ya o sizi bulamazsa?

Size ‘vakit varken ertelemeyin’ diyerek ve Behçet Necatigil’in ‘Sevgilerde’ şiiriyle veda ederek mutlu günler diliyorum.

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
 
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
 
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
 
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
Etiketler:

Tarsus Haber ©2003 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1