Tarsus'taki Kolera Salgınında Nüfusun %20'si Hayatını Kaybetmişti

Covid-19 ile boğuştuğumuz şu günlerde tarihte Tarsus'ta yaşanan salgının bilançosu ağır olmuştu.

GÜNCEL 16.06.2020, 10:29 16.06.2020, 10:29
Tarsus'taki Kolera Salgınında Nüfusun %20'si Hayatını Kaybetmişti

@tarsushaber 'i takip et

Covid-19 ile boğuştuğumuz şu günlerde tarihte Tarsus'ta yaşanan salgının bilançosu ağır olmuştu.

1895 TARSUS KOLERA SALGINI (Sacit Uğuz'un Araştırması)

Dünyada en fazla can kaybına neden olan salgın hastalıkların başında gelen kolera, XIX. yüzyılın başlarında ilk olarak ortaya çıktığı Hindistan’dan yayılarak, birçok ülkede büyük salgınlara neden olmuştur. Osmanlı toprakları da bu salgınlardan nasibini almış, yüzyılın ikinci yarısından sonra, muhtelif bölgelerde birçok kolera vakası görülmüştür. Bu çalışmada, 1895 yılında Tarsus’ta ortaya çıkan ve burada yıkıcı tahribatlar yaptıktan sonra, civar vilâyetlere de sirayet eden kolera salgını ele alınmıştır.

İlk olarak Hindistan’da Ganj Nehri kıyılarında ortaya çıkan ve önceleri sadece bu bölgede hüküm süren kolera, buradan çeşitli vasıtalarla yayılarak epidemiler (salgın) ve pandemiler (kıtalararası salgın) oluşturmuş, XIX. yüzyıl boyunca hemen hemen bütün dünyayı kasıp kavurmuştur. 

En iyi bilinen salgınlar 1817, 1829, 1881 ve 1899 salgınlarıdır. Aşağı Bengal’de 1817 yılında görülen ilk büyük salgın, Japonya, Çin, İran, Kafkaslar ve Rusya’ya sirayet etmiş ve Basra Körfezi, Bağdat ve Basra üzerinden, Osmanlı topraklarına ve Akdeniz sahillerine yayılmıştır. 

Bu salgın İstanbul’a 1831 yılında ulaşmıştır. Bunun nedeni, dönemin ulaşım imkânlarının yavaşlığı nedeniyle insanlar arasındaki etkileşimin de az olmasıdır. Ancak ilerleyen yıllarda gelişme gösteren ulaşım teknolojileri nedeniyle, dünya üzerinde insanlar arasındaki etkileşim artmış bu da salgınların çok daha hızlı bir şekilde yayılmasına neden olmuştur. Bu nedenle Osmanlı toprakları XIX. yüzyıl boyunca müteaddit defalar kolera salgınına maruz kalmıştır. Bu salgınların en büyüklerinden biri, 1865 yılında yaşanmıştır. 

Bu tarihte Hintli hacıların Hicaz bölgesine taşıdığı hastalık, buradan Osmanlı topraklarına sirayet etmiştir. Başta İstanbul olmak üzere birçok Osmanlı şehri bu salgından etkilenirken, Kudüs, Yafa, Nablus, Hayfa, Sayda, Beyrut, Şam, Hama, Humus, Halep, Adana ve Tarsus’u kapsayan güney bölgelerinde 40.000’den fazla insan hayatını kaybetmiştir. Bu araştırmanın konusu olan Tarsus ve köylerinde bu salgında 5.314 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu sayı, o dönemde 25.000 civarında olan Tarsus nüfusunun 1/5’ne tekabül etmektedir.

Kolera mikrobu en rahat kirli sular vasıtasıyla çoğalmaktadır. Düşük sıcaklıklara dayanabildiği gibi sıcak ve nemli ortamları daha çok sevmekte ve kolayca yayılma imkânı bulabilmektedir. 

Bağırsaklara yerleşen mikrop, aşırı dışkılama ve kusmayla birlikte hastanın su ve tuz kaybetmesine neden olmaktadır. Koleradan ölen bir hastanın son anlarında, yakıcı bir ateşin hastanın içini kavururken bedenin dışının buz kestiği, kısa süre içinde cildin morardığı, gözbebeklerinin kaybolduğu, kol ve bacakların kasıldığı ve vücudun karararak âdete bir mumyaya dönüştüğü gözlemlenmiştir.

Osmanlı Devleti’nde kolera ile ilgili mücadelede önemli çalışmalar yürüten Hıfzıssıhha Başmüfettişi Kimyager Bonkowski Paşa’nın önerisi ile 1895 yılında 20 baştabip seçilmiş ve Anadolu ve Rumeli’de bulunan vilayet merkezlerine gönderilmiştir. 

Bunların vazifesi denetimler yapmak, hastalık ortaya çıkmadan fennî temizlik işlerini gerçekleştirmek ve herhangi bir yerde hastalık görülürse de derhal gerekli tedbirleri almaktır.  Ayrıca bu tabiplerin sorumlu olduğu, birkaç vilâyete birden bakacak ve buralarda yapılan çalışmaları denetleyecek olan müfettişler de tayin edilmiştir. 

Bu müfettişlerden biri olan Şerafeddin (Mağmûmî) Efendi 1895 yılı şubat ayında Adana, Halep, Beyrut ve Suriye Vilâyeti’nde görev yapmak üzere görevlendirilmiştir. Şerafeddin Efendi ile birlikte 3 doktor ve bir tathir (temizlik) memuru da bölgeye gelmiştir.

Şerafeddin Efendi göreve başladıktan sonra, Adana Vilâyeti sancak ve kazalarının sıhhî durumlarını teftiş etmek üzere Tarsus, Mersin, Silifke, daha sonra da Halep taraflarına bir gezi planlamıştır. 8 Mayıs 1895 tarihinde Tarsus’a gelen Şerafeddin Efendi, buradaki incelemeleri sırasında bir kadının rahatsızlandığının haber verilmesi üzerine yaptığı muayenede, hastada kolera belirtileri görmüş, bunun üzerine mahalle muhtarı, esnaf ve hancıları uyararak kendisinin her türlü vefattan ve hastalıktan haberdar edilmesini ve muayene edilmeden kimsenin defnedilmemesini istemiştir.

Ertesi gün de iki vefat ve üç hasta zuhur edince hiçbir tereddüde kalmadan salgının başladığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine durum hemen bir telgrafla Dâhiliye Nezareti’ne bildirilmiştir.

Tarsus’ta Salgının Ortaya Çıkmasının ve Yayılmasının Nedenleri

1892 yılında kuzeybatı Hint eyaletlerinde ortaya çıkan ve farklı noktalardan dünyanın birçok bölgesine yayılan kolera salgını, Hicaz’dan hac yoluyla Osmanlı topraklarına bulaşmış ve 1894 yılı yaz aylarında neredeyse tüm Anadolu’yu sarmıştır.

Bu tarihte Çukurova bölgesi de salgınlardan nasibini almış, Silifke ve Ceyhan’da ortaya çıkan hastalık başka bir yere sirâyet etmeden önlenebilmiştir. Bu araştırmanın konusunu oluşturan ve 1895 yılı mayıs ayında Tarsus’ta patlak veren salgının, Hindistan menşeli bu salgın dalgasının bir devamı olduğunu söylemek mümkündür.

Daha önce de bahsedildiği gibi kolera mikrobu en fazla sıcak ve nemli ortamlarda kirli sular vasıtasıyla yayılmaktadır. Mezkûr salgının mayıs ve haziran aylarında hüküm sürdüğü düşünülürse, bu mevsimde Tarsus şehrinin, kolera mikrobunun üremesi ve yayılması için oldukça elverişli bir iklime sahip olduğu görülmektedir.

Ayrıca Berdan Irmağı’ndan ayrılan ve şehrin içinden geçen üç adet kanal bulunmaktadır. Halk, şehrin doğusundan, ortasından ve batısından geçerek bütün şehri kat eden ve her geçtiği yerde kirlilik oranı artan bu kanalların suyunu kullanmakta, bu da hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Oysa suların şehre uzak kuyulardan ya da nehrin en gerisinden alınması, ayrıca kaynatılarak içilmesi yönünde halka duyurular yapılmış, hatta normal kanal suyu içmek yasaklanmıştır. Ancak bu kanalların sularının kullanılması bir türlü önlenememiştir.

Hastalığın yayılmasında halkın bilgisizliği ve uyarılara aldırış etmeden kendi bildiklerini yapmaları da önemli bir faktör olarak gösterilebilir. Halk, kordon altına alınma korkusundan hastalarını gizleme yoluna gitmiştir. Bu nedenle hastalığa yakalanan kişilerin tespit edilmesi zorlaşmış ve bu kişilerin başkalarıyla temas etmeleri önlenememiştir.

Her ne kadar hasta ya da cenaze olan ev gözetim altına alınsa da mahalle sakinleri, sadece kapıları bekleyen zaptiyeleri atlatıp damdan dama geçerek birbirlerine kolayca ve gizlice gidip gelmişlerdir. Ayrıca halk, tıbbî tedavi yöntemlerine itimat etmeyerek, ilaç kullanmamış ve “kan aldırma” gibi geleneksel yöntemlerle tedavi olmayı tercih etmiştir.

Bu durum hastalığın yayılmasında ve salgının kontrol altına alınamamasında önemli bir rol oynamıştır. Bunlardan başka “Hekimler hastalarımızı kasten öldürüyorlar. Bir ruh veriyorlar, sürdükçe hasta morarıp kıvrılıyor” şeklinde şehirde çıkan şayialar da hekimlere olan itimadı azaltmıştır.

Hastalığın yayılmasında önemli bir etken de salgının hasat zamanına denk gelmesi ve bu nedenle tarlalarda binlerce tarım işçisinin bulunmasıdır. Tarlaların başlarında, baraka ve çadırlarda yaşayan bu insanların içerisinde bulundukları gayrisıhhî durum hastalığın yayılmasını kolaylaştırmıştır. Salgın başlayınca bu insanlar, gizli yollarla şehirden çıkıp karantinayı delerek iç bölgelere doğru firar etmişler, bu nedenle de hastalığın civar vilâyetlere sıçrama tehlikesini arttırmışlardır.

Mevsimin yaz olmasından dolayı Tarsus halkının bir kısmının yaylalarda dağınık vaziyette bulunması, karantinanın uygulanmasını oldukça zorlaştırmıştır. Tarsus kasabası ile yaylalar arasındaki irtibat tam olarak kesilememiş, bu da salgının kontrol altına alınmasını güçleştirmiştir.

Tarsus'ta Salgının Önlenmesi İçin Alınan Tedbirler

Tarsus’ta salgın başladığı anlaşılınca ilk iş olarak 10 Mayısta şehir kordon altına alınmış ve Tarsus’un Mersin ve Adana ile bağlantısı kesilmiştir. Tarsus’un batısında kordonun sınırı Berdan Irmağı olarak kabul edilmiştir. Ancak ne var ki hastalık daha hızlı davranmış çoktan bu sınırı aşarak şehir dışına çıkmıştır.

Çünkü kordon uygulamasından bir gün sonra görülen hastalardan ikisi, Tarsus’un Adana tarafında yer alan Alifakı ve Yaramış köylerinde hastalanıp Tarsus’a getirilmiştir. Hastalığın yayılmaması için hastalık görülen evler de kordon altına alınmaya çalışılmış ancak bu pek mümkün olmamıştır.

Çünkü Tarsus’un evleri düz çatılıdır. Evler birbirine yakın olduğu için her ne kadar dışarıda tedbir alınsa da insanların damdan dama geçerek birbirleri ile ilişkilerini devam ettirmeleri önlenememiştir. Hastalığın civar vilâyetlere yayılmaması amacıyla öncelikle kara, deniz ve demiryolu bağlantıları kontrol altına alınmış ve Tarsus komşu vilâyetlerden izole edilmeye çalışılmıştır.

Bu meyanda Adana-Mersin arasında çalışan trenlerin Adana ve Mersin’de hastalık görülmediği sürece seferlerine devam etmeleri, ancak hastalığın daha da yayılmaması için bir tedbir olarak Tarsus’ta kesinlikle durmamaları demiryolu kumpanyasına bildirilmiştir.

Bonkowski Paşa, İskenderun hariç, Anamur dâhil olmak üzere bu iki mahal arasındaki bütün limanlardan çıkış yaparak civar vilâyetlere gelecek olan gemilere 10 gün süreyle karantina uygulanmasını istemiştir. Karantinayı beklemeden kayıklarla Karaman, Suriye ve Adalar sahillerine çıkarak kaçmaların önlenmesi amacıyla da donanmadan bir gemi gönderilmesini talep etmiştir.

Bunun üzerine 11 Mayıs’tan itibaren salgın mahallinden çevre vilâyetlere gelen bütün gemilere 10 gün süreyle karantina uygulanması kararlaştırılmıştır. Ayrıca salgın bölgesine yakın olan Lazkiye ve Trablusşam sancaklarında daha titiz davranılması ve yeteri kadar gardiyan ve kolcunun karantinanın uygulanması için istihdamının sağlanması Babıâli’den Beyrut Valiliği’ne bildirilmiştir.

Tarsus dışına kara yoluyla çıkacak olanlara da 10 gün karantinada tutulma zorunluluğu getirilmiştir. Özellikle mevsimin yaz ve yayla zamanı olmasından dolayı her ne kadar karantinanın uygulanması zor olsa da bu durumun üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Ancak hastalığın Tarsus’un yaylası olan ve karantina bölgesi dışında kalan Namrun’a bulaşmasına engel olunamamıştır.

31 Mayıs’ta Namrun’da da birkaç kişinin hastalığa yakalandığı anlaşılmış ve burada da gerekli tedbirlerin alınması için çalışmalar başlatılmıştır. Başmüfettiş Bonkowski Paşa’nın isteği doğrultusunda Adana, Konya, Sivas, Ankara ve Halep vilâyetlerine gönderilen yazılarda, hastalığın sirayetini önlemek amacıyla, hudutlarını takviye etmeleri, özellikle de salgın bölgesinden gelenlerin kontrol edilmesi istenmiştir.

Bu amaçla Adana’ya bir sıhhiye heyeti, ayrıca yukarıda bahsedilen vilâyetlerin hudutlarında icra edilecek tedbirleri denetlemek amacıyla da bu vilâyetlere sıhhiye teftiş heyetleri gönderilmiştir.

Tarsus’ta salgının başladığı anlaşılınca ilk etapta şehirde bulunan doktorlardan yararlanılmaya çalışılmıştır. O dönemde şehirde belediye tabibi olarak G. Laskaris ve Varsabetyan adlı iki doktor ile iki tane de serbest çalışan doktor bulunmaktadır.

Kolera konusunda tecrübeli bir doktor olan Antranik Efendi’nin münasip bir yevmiye ile istihdamı, Tarsus’ta bulunan Dâhiliye Sıhhiye Müfettişi Şerafeddin Efendi tarafından mahallî hükümetten talep edilmiş ve Antranik Efendi görevli doktor olarak atanmıştır.

Bir taraftan yetersiz olan tabip ihtiyacının karşılanması için gerekli yazışmalar yapılırken diğer taraftan da şehrin temizlenerek mikroptan arındırılması için gerekli olan malzeme ve personelin tedariki amacıyla çalışmalara başlanmıştır. Malzemelerin mahallinden tedarik edilemediği takdirde İstanbul’dan gönderileceği Babıâli’den Adana Vilâyeti’ne bildirilmiştir.

Mikropların kırılması için gerekli olan ilaçlamayı sağlayacak en önemli malzeme pülverizatördür.36 Öncelikle pülverizatör tedarikine gidilmiş bu amaçla çevre vilâyetlerle irtibata geçilmiştir. O sıralarda Teke Sancağı’nda (Antalya) bulunan Tabip Yüzbaşı Ahmet Efendi’nin yanında bulunan bir adet sırt pülverizatörünü de alarak Tarsus’a gitmesi için Dâhiliye Nezareti’nden Teke Sancağı’na telgraf gönderilmiştir. Bunun üzerine Ahmed Efendi, 1.000 kuruş maaşla Tarsus salgınıyla mücadele için görevlendirilmiştir.

Salgın bölgesinde sağlık ekiplerinin yetersiz olmasından dolayı, Hıfzıssıhha Başmüfettişi Bonkowski Paşa’nın isteği doğrultusunda, bir tathir memuru ve şehremanetinde görevli üç tabip de salgın ile mücadele için Tarsus’ta görevlendirilmiştir.

Bundan başka gerekli tedbirleri alarak salgının yayılmasını önlemek amacıyla Doktor Süleyman Gazale Efendi ile birlikte 2 tabip, birkaç gardiyan ve lüzumu kadar alet ve ecza malzemesi de 29 Mayıs’ta Adana’ya gönderilmiştir. Konya sıhhiye heyetine mensup olan ve Antalya’da bulunan iki doktor da Tarsus’a gelmiştir.

Tarsus’ta hastalıkla mücadele bâbında çevre temizliğine fevkalade dikkat edilmeye başlanmış, sokaklar dezenfekte edilerek hastalık mikrobu kırılmaya çalışılmıştır. Ancak Tarsus Belediyesi’nin, temizlik için gerekli olan ihtiyaçları karşılamada yetersiz kaldığı görülmüştür.

Özellikle kireç satın alınması ve karantina bölgesinde yaşayan halkın iaşesinin karşılanması konusunda sıkıntı çekilmektedir. Bu ihtiyaçların karşılanması için Bonkowski Paşa, hükümetten yardım istemiştir. Bu hususta, Adana Vilâyeti’nden merkezî hazineye aktarılan hayvan vergilerinden 150 liranın, Tarsus Belediyesi’ne tahsis edilmesi halinde bu ihtiyaçların karşılanabileceği bildirilmiştir.

Alınan bunca tedbire rağmen salgının komşu şehirlere yayılması önlenememiştir. Tarsus çevresinde bulunan köylerde daha sonra da -mayıs ayının sonlarında- Adana merkezde kolera vakaları görülmeye başlanmıştır. Aynı şekilde haziran ayının hemen başında da Mersin’de iki şahısta kolera vakasının görüldüğü telgrafla Dâhiliye Nezareti’ne bildirilmiştir.

Haziran ayının ortalarında ise Sis (Kozan), Haçin (Saimbeyli), Payas, Hamidiye ve Karataş hastalığa teslim olmuş ve böylece salgın Adana’nın dört bir tarafına yayılmıştır. Alınan bütün tedbirlere rağmen salgın çevre vilâyetlere de sirayet etmiştir. Kayseri, Maraş, Adıyaman, Halep, Sivas, Konya, Ankara ve Hüdavendigâr vilâyetleri Tarsus menşeli bu koleradan etkilenen yerler olmuştur.

Salgının Şiddeti ve Zayiat

Tarsus’ta 1895 Mayısının ilk haftasında başlayan kolera salgını bir buçuk aydan fazla devam etmiştir. Oldukça şiddetli seyreden salgın, ortaya çıkışından itibaren hızla yayılmış ve zamanla oldukça ölümcül bir hâl almıştır.

Örneğin, 22 Mayıs’ta 5 kişiye bulaşmış bunların dördü ölmüştür. Bir gün sonra da 9 kişi hastalığa yakalanmış ve bir tanesi hayatını kaybetmiştir. Bazı günler vaka sayısının on beş yirmi kişiyi bulduğu olmuştur. Ancak bunlar resmî kayıtlara geçen vakalardır. Yukarıda bahsedildiği üzere halkın tutumundan ve cehaletinden dolayı gizlenen vakalarla birlikte bu rakamların daha da fazla olması kuvvetle muhtemeldir.

Hemen müdahale edilmediği takdirde hastalık vakalarının çoğu ölümle sonuçlanmıştır. Hatta bazen müdahale edilse bile ölümlerin önüne geçilememiştir. Bu durumu Şerafeddin Mağmumi şöyle anlatmaktadır: “Gerek İstanbul gerekse Bursa havalisinde yüzlerce kolera mesâibini gördüğüm hâlde bu türlüsüne asla rast gelmemiş, yalnızca kitaplarda okumuştum.

O kadar şiddetliydi ki muayeneyi bitirip reçeteyi yazıyor ve ilaç yetişmeden vefat haberi geliyordu. Giderken düştü, otururken öldü! sözüne inanmayanlar Tarsus istilasını görmeliydiler. İki üç saat içinde tutulup vefat edenler pek çok oldu. Asya kolerasının en şiddetlisinde nispet-i vefat %80’dir.

Tarsus’ta %83’e kadar çıktı.”48 Salgını en yakından takip eden kişinin ağzından dökülen bu ifadeler, hastalığın şiddetini ve dehşetini en iyi şekilde gözler önüne sermektedir.

Salgında meydana gelen toplam zayiat hakkında farklı bilgiler mevcuttur. Bir kısım kaynakta 150’ye yakın vaka ve 100 kadar ölüm olayının gerçekleştiği belirtilirken, The New York Times gazetesinin 23 Haziran 1895 tarihli nüshasında yer alan bir haberde, bu rakamların oldukça fazla olduğu görülmektedir.

Buna göre mayıs ayının 25’ine kadar Tarsus’ta 25 hastalık vakası, 15 ölüm, mayıs ayının son haftasında 450 vaka, 300 ölüm, haziran ayının ilk haftasında 500 vaka 350 ölüm ve haziran ayının ikinci haftasında da 250 vaka 180 ölüm gerçekleşmiştir. Bu durumda, toplamda vaka sayısı 1.225, ölü sayısı ise 845 kişiyi bulmuştur. Bu rakamlar o yıllarda diğer vilayetlerde görülen emsal salgınlarla karşılaştırıldığında oldukça yüksektir.

Sonuç

Şiddeti ve sebep olduğu ölümler nedeniyle oldukça yıkıcı olan bu salgın, ortaya çıkışından bir buçuk ay sonra etkisini kaybetmeye başlamıştır. Ancak Tarsus halkının zihninde ve şehrin sosyo-ekonomik yapısı üzerinde şüphesiz derin izler bırakmıştır.

Halkın çoğunluğu ölüm korkusuyla yayla köylerine kaçmış, tarım alanlarında çalışmak üzere gelmiş olan mevsimlik işçiler Tarsus’u terk etmiştir. Bu durum, tarımsal faaliyetlerin durmasına neden olmuş, mahsul tarlada kalmış ve çiftçi çok büyük zarara uğramıştır.

Ayrıca trenlerin Tarsus istasyonunda durmalarının yasaklanması ve gemilere uygulanan tahaffuz tedbirleri, ticarî hayatı durma noktasına getirmiştir. Bu nedenle şehirdeki ekonomik canlılık kaybolmuş, halk maddî anlamda büyük kayıplara uğramışlardır.

1895 yılı itibariyle Tarsus’un toplam nüfusu 46.725 kişi olup bunların 15.000’e yakını şehir merkezinde diğerleri ise köylerde ikamet etmektedir. Halkın çoğunun Tarsus’u terk etmesi ve yüzlerce kişinin de salgın da hayatını kaybetmesi, şehrin sosyal hayatında ve halkın psikolojik durumunda büyük bir çöküntü meydana getirmiş, Tarsuslular uzun süre salgının olumsuz etkilerini üzerlerinden atamamışlardır.

Yorumlar (0)
27
açık
Namaz Vakti 26 Ekim 2020
İmsak 05:33
Güneş 06:52
Öğle 12:30
İkindi 15:31
Akşam 17:59
Yatsı 19:13
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Alanyaspor 6 16
2. Fenerbahçe 6 14
3. Galatasaray 6 10
4. Karagümrük 6 8
5. Kasımpaşa 6 8
6. Antalyaspor 6 8
7. Malatyaspor 6 8
8. Göztepe 6 7
9. Erzurumspor 5 7
10. Sivasspor 4 7
11. Başakşehir 6 7
12. Gaziantep FK 6 7
13. Hatayspor 4 7
14. Konyaspor 5 6
15. Kayserispor 5 6
16. Çaykur Rizespor 5 5
17. Trabzonspor 6 5
18. Denizlispor 5 5
19. Beşiktaş 4 4
20. Gençlerbirliği 5 4
21. Ankaragücü 4 1
Takımlar O P
1. Tuzlaspor 7 17
2. İstanbulspor 7 16
3. Adana Demirspor 7 14
4. Samsunspor 7 14
5. Ankara Keçiörengücü 7 13
6. Altınordu 7 13
7. Giresunspor 6 11
8. Altay 6 10
9. Balıkesirspor 7 10
10. Adanaspor 7 9
11. Bursaspor 6 7
12. Akhisar Bld.Spor 6 6
13. Bandırmaspor 7 5
14. Menemen Belediyespor 6 5
15. Ümraniye 7 5
16. Ankaraspor 7 4
17. Eskişehirspor 7 3
18. Boluspor 6 2
Takımlar O P
1. Everton 6 13
2. Liverpool 6 13
3. Aston Villa 5 12
4. Leicester City 6 12
5. Leeds United 6 10
6. Southampton 6 10
7. Crystal Palace 6 10
8. Wolverhampton 6 10
9. Chelsea 6 9
10. Arsenal 6 9
11. Tottenham 5 8
12. West Ham 6 8
13. Man City 5 8
14. Newcastle 6 8
15. M. United 5 7
16. Brighton 5 4
17. West Bromwich 5 2
18. Burnley 4 1
19. Sheffield United 6 1
20. Fulham 6 1
Takımlar O P
1. Real Sociedad 7 14
2. Real Madrid 6 13
3. Granada 6 13
4. Villarreal 7 12
5. Atletico Madrid 5 11
6. Cádiz 7 11
7. Osasuna 6 10
8. Elche 5 10
9. Getafe 6 10
10. Real Betis 7 9
11. Eibar 7 8
12. Barcelona 5 7
13. Sevilla 5 7
14. Valencia 7 7
15. Deportivo Alaves 7 7
16. Athletic Bilbao 6 6
17. Huesca 7 5
18. Celta de Vigo 6 5
19. Levante 5 3
20. Real Valladolid 7 3